20 Mayıs 2014 Salı

Değişi(n)m

Çıkarlar üzerine kurulu ilişkiler kuşatmış etrafımızı. Yüzeysellik ise diz boyu... İnsan ilişkileri artık oturup tartışmaktan, hoşgörüden ve paylaşımlardan çok uzak sularda seyrediyor. İnsan olmanın getirdiği tüm bu olgular bizi sıradanlıktan uzaklaştırır, kültürle harmanlanıp yepyeni dinamikler ve ufuklar yaratır. Fakat biz her zaman olduğu gibi işin kolayına kaçmanın peşindeyiz. İşimiz gücümüz günübirlik ilişkiler yaşamak, paket program dostluklar edinmek. 
Hayatın içinde savrulurken, umarsızca bir yerlere ait olma çabasından öte değildir aslında yaşadıklarımız. Bencilliğimiz; bir şeylere inanma, bir şeylere sığınma arzusundan doğar; sistematik olarak gelişir; tek başına kalmama duygusuyla benliksiz bir cisim gibi sadece bütünün içinde olmayı ister kişi. Yörüngesinden çıkmış gezegen misali savrulup durduğunun farkına bile varmaz, zanneder ki artık tümüyle bir yere, bir topluluğa, bir amaca aittir. Bilmediği en önemli gerçek ise, insan olmanın özüdür. Diğer bir deyişle salt sevgidir, özveridir, inançtır. 
İnançlar köreldiğinde, umutlar da tükenir. Yazan, okuyan ve düşünen insan, zaaflarına bir kılıf uydurma psikolojisiyle çıkmaz sokaklara dalar, kendi yok oluşunun sürecini başlatır. Bu evrede, elinden oyuncağı alınmış bir çocuk gibi sızlanır. Kendi kaosunu kendisi yaratır. Emek vermeden elde edilmek istenen her şey bir anda tuzla buz olur. Yıkım sonrasında geriye kalanlar sadece keder, yalnızlık ve göz yaşlarıdır. 
İnsan olmanın getirdiği ve gerektiği bazı durumlarla, kurallar vardır. Önce kendine saygı duymayı öğreneceksin, sonra karşındakine saygı duyacaksın. Son olarak da üzerinde yaşadığın gezegene saygı göstereceksin ki hayat sana bu enerji ile geri dönsün. Değişim için ne çok erken ne de çok geç, elinde var olan ve tümüyle sana ait olan sadece şu an...