13 Kasım 2015 Cuma

Biliyor musun?

. . . Layıkıyla sevebilmek için seni,
Öncende bildiğim ne varsa unuttum . . .
İnanamazsın anlatsam;
Okuduğum kitaplardan, dolaştığım şehirlere,
İzlediğim filmlerden, aklımdaki cümlelere...
Seni bulmak için kayboldum
Senden evvelki yollarda.
Buluştuk,
Bitmez dedik,
Bitmeyecekti,
Bitmedi ki. . . 






12 Eylül 2015 Cumartesi

Gören Gözlere Bir Şans

Renklerin ve seslerin birbirine karıştığı, kelimelerin kendiliğinden akıp gittiği coşkulu umutlu bir hayat düşledik. Onca çabaya rağmen düşlerimiz gerçekleşmedi ve geldiğimiz noktada acılarımızla, kırılmışlıklarımızla baş başa kaldık. Yaşam enteresan ve değişime açık bir serüvendir oysa. Bu serüveninizde yaşadıklarınızla tek başınıza mücadele edemiyorsanız, size bir şekilde dokunmaya çalışan insanlara izin verin. Gerçekten güvendiğiniz, sizi incitmeyeceğini bildiğiniz, sizi kusurlarınızla da seven insanlarına eleştirilerine kulak verin. Onlar yaşam kalitenizi yükselteceklerdir. Sizde gördükleri eksiklikleri size karşı kullanmak için değil, onları törpülemenize yardımcı olmak için yanınızda var olacaklar. Siz zaten bunu biliyor, buna inanıyor olacaksınız. Böyle olduğu halde sabit fikirli olmaya devam ederek ya da size iyi gelecek önerileri görmezden gelerek yaşamak istiyorsanız elbette siz bilirsiniz. Bu insanlar bir süre sonra size dokunmaktan vazgeçecektir zaten. Değişmek çok zordur, ama her zaman söylemez miyiz önemli olanın zoru başarabilmek olduğunu. Denemeye bile çalışmıyorsanız eğer, sizin için çaba gösterenlere haksızlıkları en büyüğünü yapmış olmaz mısınız? Bazen baktığımızı göremeyiz. Tüm duyularımız hayata kapanmıştır. Böyle anlarda, bizim yerimize görebilen biri varsa bu şansı elden kaçırmamak gerekir. Sonuç hayal ettiğimiz gibi olmayabilir, fakat gören gözler bizi dipsiz kuyulardan da çıkarabilir. Onların fikirlerine hemen karşı çıkmayın, anlamaya ve kendinize uyarlamaya çalışın. Ama gerçekten çalışın… Elinizin tersiyle ittiğiniz; sizin huzurunuza, mutluluğunuza ve hayallerinize açılan gerçek kapı olabilir.


22 Haziran 2015 Pazartesi

Her şey Yolunda!

Selam. Kim miyim? Ne miyim? Mühim mi? Şimdiki zamanın bu mekanından biyolojik gerçeklikte biriyim sadece. Belki Elektra’yım, belki de Kassandra. Aslında en çok da Morpheusum ben. Zamanın med-cezirinden apayrı bir masal kulesinin sular altında kalmış batığından geldim belki de. Ya da bir kolajın sorunsal parçalarından… Bir örümcek gördüm gelirken. Taze ağlarını örüyordu zamanın unutulmuş bir köşesinde. Ve ben yürüyordum ışık hızıyla yeniden dizayn edilmiş bir yolda. Ölü kitaplar, ölü evler, ölü sokak lambaları, ölü kuşlar serpiştirilmişti etrafa. Elimdeki aryballosta sakladığım –dumanlı serseri- iksiri çıkartıp döktüm üzerlerine. İksirin formülü mü? Biraz hüzün (olmazsa olmazım), bazı düşler, gece yarısı, birkaç defne yaprağı, bir kuyruklu yıldız, eski bir hanın gölgesinde açmış mor salkım çiçekleri, arnavut kaldırımlı sokaktan yürüttüğüm tabela (sokağın adını veremem), iskele, tahta köprü,elma ağaçları, birkaç küçük cam şişe, ihanet, iki nazar boncuğu, kıyıdaki sandalda bulduğum mantar tıpa, pastel boya kutusu, çocukluğumun kumaş bayram mendili,ıslak toprak kokusu, C6H5(NH2)CH3 ve beyaz begonvil… İşte tüm bu malzemeyi gönül kararı karıştırıp döküyorsun ölü nesnelerin üzerine. Canlanıveriyorlar bir anda. İşin sırrını merak ediyorsan, onu da yüreğinde çözeceksin. Devam ediyorum yoluma. Yürüdükçe değişiyor üstüm başım. Saçımın rengi, tenimin kokusu, giysilerim… Bir kızılderili geçip gidiyor yanımdan. Ardından bir eskimo. Yolu şaşırdım galiba. Burası – yok zaman- olmalı. Zaten varabileceğim –son nokta- adında bir yer yok ki. “Geldin, artık bitti” diyen çok yanılır. Yaşamımla çelişmektir bu. Aniden ayaklarım yerden kesiliyor. Uçurumların, çatıların, içi renkli sularla dolu dev akvaryumların, sevdaların, insanların üzerinden geçiyorum. Gül  suyuyla karışık fesleğen kokuyor soluduğum hava. Uzaklara yenik bedenler, ruhlarını besliyor burada. Kaygısız bir curcunanın tam ortasındayım. Dilenciler, sağa sola atılmış sahipsiz sevi parçacıklarını toplamakta.


Şimdi, uyan artık bu düşten diyorsun. İyi de, bu bir düş değil ki ya da varsayım. Asıl gerçeklik burada. Esas zannettiğimiz dünya, pes edip intihar edecek nice gün batımı sonra. İnsan eliyle yoğrulmuş, yapay bir küre artık o. Üzerime gelen beton yığınları, otomobil kornaları, trafik ışıkları, bankalar, yangın söndürücüler, fabrika bacaları, robotlaşmış insanlar… Aslında benimle herkes, farkında değiller ve sadece rüyalarında tadabiliyorlar bu büyüyü. Onlar ay çöreğine dokunabiliyor , bense ay tozlarında dans ediyorum. Deniz yıldızı kurutup saklıyorlar unutmak için bir kenarda, ben yıldızlarla ışıyorum, uçuşuyorum. Hiçbir şey acıtmıyor. Burada HER ŞEY YOLUNDA!................................... 


22 Şubat 2015 Pazar

Düşerken

Her gün bir yaprak,
Ve
Bir yaprak daha...
Takvimden, dalından, canından...
Ey boşluğuna düştüğüm dünya,
Büyüsüne kapıldığım hayat,
Dün gibi verdiğin sözler.
Acımasız yalanlardan ibaret.


1 Şubat 2015 Pazar

Yitik Yüzyıl

Filmi tekrar başa sar!
Ateşin icadıyla başla,
Atomu parçalayana kadar da durma.
Önünde engel kaldı mı ki?
Yok oluşun yüzyılında...