30 Ocak 2017 Pazartesi

Kassandra’dan Günümüze Bir Yolculuk

Troya Antik Kentinin bende farklı bir hatırası ve izi vardır. Anılar canlanınca size Yunan mitolojisinden bir efsane anlatarak başlamak istedim. Kassandra’nın hikayesidir bu... Pek çoğunuzun Troy filminden anımsayacağı Troya (Truva) Kralı Priamos’la karısı Hekabe’nin kızıdır. Kassandra, Priamos’un oğulları Hektor ve Paris’ten sonra en ilgi çekici çocuğudur. Kassandra’nın trajik bir hayatı olmuştur. Geleceği görme gücüyle yıkımları önlemeye çalışan, ancak kimseyi sözlerine inandıramadığı için başına gelen belalardan daha fazla etkilenip üzülen bilicinin dramını simgeler Kassandra. Yani günümüz anlayışına göre ileriyi görebilen ancak sözünü dinletemeyen bilinçli insanın dramını. Efsaneler Kassandra’nın bu gücünü farklı yorumlarla anlatmışlardır. Bir efsaneye göre Kassandra ile ikiz kardeşi Helenos henüz bebekken, Priamos ile Hekabe tanrı Apollon şerefine, tanrının şehir dışında bulunan tapınağında bir şenlik düzenlemişler ve törenin sonunda çocuklarını tapınakta unutup gitmişler. Ertesi sabah çocuklarını almaya geldiklerinde korkunç bir manzara ile karşılaşmışlar. Kassandra ile Helenos beşiklerinde uyuyorlar ama iki yılan çevrelerini sarmış; bebeklerin gözlerini, kulaklarını yalıyorlardı. Bu eylemle çocukların duyuları arınmış, insanların göremediği, duyamadığı gerçeklerin algısına açılmış oluyordu. Yani ikisi de kahin olmuştu.

Başka bir efsane ise Kassandra’nın biliciliğini şöyle açıklar. Tanrı Apollon, Kral Priamos’un güzel kızına aşık olur. (Aşk deyince akan sular durur. Eminim ki bu hikaye daha çok dikkatinizi çekti.) Neyse devam edelim. Apollon kıza; eğer aşkını ona verirse kendisine bilicilik yeteneği bahşedeceğini söyler. Kassandra bu teklifi kabul eder ama bilicilik yeteneğini aldıktan sonra Apollon’a ne kendisini ne de aşkını vermeye yanaşmaz. Tanrı Apollon bu duruma inanılmaz derecede öfkelenir. Haksız mı? Kassandra’nın ağzının içine tükürür. Böylece kıza verdiği yeteneğin etkisiz kalmasını sağlar. Kassandra yine de geleceği görebilecek, gördüklerini haykıracak ama hiç kimseyi sözlerine inandıramayacaktır. Böylece Kassandra tanrı gücüyle dolarak kehanette bulunan bir sözcü olur. Kardeşi Helenos ise daha çok kuşların uçuşuna (Sizlere anlatmayacağım ama kuşların uçuşu ile kehanetler arasındaki bağlantıya inanmamı sağlayan, asla unutamayacağım bir olay yaşamıştım… Sadece hayatınızdaki bazı işaretlere inanın ve onları anlamlandırın diye belirtiyorum.) ve bazı işaretlere bakarak geleceği haber veren bir yorumcudur. Her ikisi de talihsizdir.

Kassandra, Troya tarihinin bütün olaylarını önceden görmüş ve söylemiştir. Paris (Truva savaşlarının çıkmasına neden olan kardeş), İda Dağı’ndan dönünce (bu hikayeyi de ayrıca anlatacağım), bu delikanlının hemen öldürülmesini istemiş, sonra Yunanistan yolculuğu dönüşünde Paris Helena’yı Troya’ya getirdiğinde de bu kadının büyük bir yıkıma neden olacağını hemen geri gönderilmesi gerektiğini söylemiştir. Savaş sırasında şehrin yıkımına yakın tahta atın içeri alınmasına engel olmaya çalışmıştır. Gördüğünüz gibi mitolojik hikayelerde de, günümüz dizilerindeki gibi yılan hikayesine dönmüştür her şey. Anlattıklarım çok da enteresan gelmemiş olabilir bu yüzden. Ne de olsa ekranın renkli yüzleri , bu hikayelerden çok da farklı hayatlar sunmuyor öyle değil mi? Kassandra, krallar kralı Agamemnon’a köle olarak verilir sonunda. Kızın asıl çilesi bundan sonra başlar. Agamemnon kıza aşık olur ve onu kendisine eş olarak Mykene’deki sarayına götürür. Kassandra o zamana kadar bakiredir. Pek çok talibi çıktığı halde evlenmemiştir. Babası onu Othryoneus isminde bir genç ile evlendirecekken, bu adamın savaşta ölmesiyle Kassandra bekar kalmıştı. Kassandra’nın Agamemnon’un tutsağı olarak Yunanistan’a geliş efsanesi tragedyaya konu olmuş ve Aiskhylos en güçlü oyunlarından biri olan “Agamemnon’a” esinlenmiştir. Kassandra asıl bu dramla kendini tamamen dile getirme fırsatını bulur. Mykene sarayında Agamemnon’un da kendinin de başına gelecekleri , Klytaimestra’nın eliyle öldürüleceklerini açık açık görür, haykırır, bağırır, dövünür ama hiçbir şeyi önleyemediği gibi, bu yıkımı da ölümü de engelleyemez. Bunu anladığında, Apollon’un bağışladığı bilicilik hünerine lanetler okur.

Böylece efsaneler ve türlü anlatılar sürer gider. İnsanlar antik çağlarda anlam veremedikleri doğa olaylarını, savaşları, asilleri, kahramanları mitolojik hikayelerle tanımlamaya çalışmışlar. Bizler de günümüzde anlam veremediğimiz olayları genellikle es geçiyoruz. Bilmeden, öğrenmeden, okumadan, çabalamadan fikirler beyan ediyor; başımızı emme basma tulumba gibi sallıyor ve bizlere sunulan her şeyi sorgulamadan evetliyoruz. Oysa insan olmanın bir numaralı kuralı, düşünmek. Sorgulamak, bilmiyorsan sormak, öğrenmek, anlamaya çalışmak. Cehaletin büyük bir erdem olduğuna inanlar, inandıkları şeyin ne olduğunun farkında bile olamayanlardır. Dünya büyük bir boşlukta. Dünya giderek büyüyen bir boşluk. Dünya boş… Gerçek olan bizleriz.

Sadece bir dörtlük yazasım var bu yazının sonunda;

“Hayata karşı savunurken kendimi, susma hakkımı kullanıyorum.
Sana sustuğum her şeyi, kendimle konuşuyorum.
Susmakla kapanacaksa içimdeki boşluk,
Ben, giderek yok oluyorum…”




Efsane Kaynak: Azra Erhat – Mitoloji Sözlüğü

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder